Kim Kimdir?

Ali Kuşçu

Doğu ve Batı'nın ünlü bilginlerini etrafında toplayan Fatih, Uzun Hasan tarafından kendisine elçi olarak gönderilen Ali Kuşçu'nun ilmine hayran kaldı. Ona İstanbul'da kalmasını ilmi çalışma ve derslerine orada devam etmesini rica etti. Ali Kuşçu da elçilik görevini bitirdikten sonra İstanbul'a gelmeyi kabul etti. İstanbul'a döndüğünde ise büyük bir törenle karşılandı. Fatih daha sonra Ali Kuşçu'yu 200 akçe maaşla Ayasofya medresesine müderris (profesör) olarak tayin etti. Ayrıca onu kendi özel kütüphanesinin de müdürü yaptı. Fatih ve Ali Kuşçu'yu canlandıran bir minyatür görülüyor.

Asıl adı Alaaddin Ali b. Muhammed'dir. Babası Muhammed ünlü Türk sultanı ve astronomi alimi Uluğ Bey'in kuşçubaşısı (doğancıbaşı) idi. Doğum yeri ve tarihi tam olarak bilinmemekle beraber, XV. yüzyıl başlarında Semerkant'ta dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Babası Uluğ Bey'in doğancıbaşısı olduğu için "kuşçu" lakabıyla anılmıştır. Zayıf bir rivayete göre de av esnasında Uluğ Bey'in doğanım daima Ali'ye tevdi etmesinden de bu lâkapla anıldığı söylenmektedir. Doğu ve Batı dünyasının 15. yüzyılın müstesna bir âlimi olarak tanıdığı Ali Kuşçu, Batılı bilgin W.Borthold'un ifadesiyle, "Yaşadığı Yüzyılın Batlamyus'u"dur. Zamanında dünyanın en önde gelen bilginleri arasında yer almaktadır.

Kendisi de büyük bir âlim olan ve âlimleri koruyan Uluğ Bey, Ali Kuşçu'yu doğrudan doğruya babası vasıtasıyla veya aslen Bursalı olan ve tahsili için Maveraünnehir'e giden Kadızade-i Rumi aracılığıyla tanıyarak ona ders verdi. Dolayısıyla o matematik ve astronomi alanındaki temel bilgileri Semarkant'ta Uluğ Bey, Kadizade-i Rumi ve Gıyaseddin Cemşid'den aldı. Rivayete göre, bir türlü ilme doymayan Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve Kadizade-i Rumi'den izin alamama endişesiyle gizlice Kirman'a gitti. Orada birçok kitabın yanı sıra Nasiruddin-i Tusi'nin Tecridü'l Kelâm adlı eseriyle şerhini de okuma fırsatı buldu ve daha sonra Tusi'nin eserini Şerhu't-Tecrid adıyla şerhederek Ebu Said Han'a takdim etti. Tekrar Uluğ Bey'in yanına döndüğünde, ona Kirman'da kaleme aldığı Hallü Eşkali'l-Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risalesini sunarak takdirini kazandı.
Bu sırada, zic-i Uluğ Bey'in hazırlanması çalışmalarına katıldı. Kadizade-i Rumi'nin ölümü
üzerine, Uluğ Bey tarafından Semerkant Rasathanesi'ne müdür tayin edildi, bundan sonra ilmini ilerletmek üzere Uluğ Bey tarafından Çin'e gönderildiği ve dönüşünde dünyanın yüzölçümünü, ayrıca meridyeni hesap ettiği bilinmektedir.
Uluğ Bey'in öldürülmesinden (1449) sonra koruyucusuz kalan Ali Kuşçu, Semerkant Medresesi'ndeki dersleri ile rasathanedeki çalışmalarına son vererek, Timurlular’ın sarayından ayrılarak hac maksadıyla Mekke'ye giderken, Tebriz'e uğradı. Burada Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'dan büyük ilgi gördü ve elçilik göreviyle Fatih Sultan Mehmed katına gönderildi. İlmine hayran olan Fatih'in ısrarı üzerine elçilik görevini tamamladıktan sonra İstanbul'a döndü ve yol boyunca büyük törenlerle, armağanlarla karşılandı. Fatih, 1473'te Uzun Hasan üzerine yaptığı sefere birlikte götürdüğü Ali Kuşçu'yu, dönüşte Ayasofya Medresesi'ne müderris tayin etti. Ayrıca onu özel kütüphanesine müdür yaptı. Bu tayin İstanbul'da astronomi ve matematik alanındaki çalışmalara canlılık getirmiş, hatta Ali Kuşçu'nun derslerini ilim adamları dahi takip etmişlerdir.

İstanbul'daki ilmi çalışmaların ve verdiği derslerle çağını aştığını gösteren Ali Kuşçu, torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan Paşa ve Molla Lütfi gibi bilginler yetiştirdi.

Ali Kuşçu, yalnız telif eserleri ile değil, çalışma ve yol göstermesiyle devrini aşan büyük bir âlimdir.

Ali Kuşçu'nun Fatih zamanında Molla Hüsrev'le birlikte Semaniye medreselerinin programını düzenlemeye memur edildiği de rivayet edilmektedir. İstanbul'un boylamını, eskiden belirlenmiş olan 60 derecelik değeri düzeltip 59 derece, enlemini de 41 derece 14 dakika olarak tespit ettiği bilinmektedir. Fatih Camii'nde de bir basitesi (güneş saati) vardır. Ali Kuşçu, 5 Şaban 879'da (15 Aralık 1474) İstanbul'da vefat etti ve Eyüp Sultan Türbesi civarına defnedildi.

ESERLERİ
1- Risale Fi'l Fethiye (Fetih Risalesi): "Risale Fi'l-Hey'e" adlı eserin Arapçası'dır. Ali Kuşçu bu eserin sonuna, gök cisimlerinin uzaklıklarıyla ilgili bir bölüm ekleyerek, Otlukbeli Zaferi’nin bir armağanı olarak Fatih Sultan Mehmed'e takdim etmiştir. Zafer günü tamamlanacağı için "Risale Fi'l Fethiyye" ismini almıştır. Ali Kuşçu bu eserinde, ekliptiliğin eğilimini bizzat kendisi hesap ederek 23o 30’ 13’’ olarak bulmuştur. Bu değer bugünkü hesaplara göre çok yakındır. (23o 27’) Eserin ilaveli ve açıklamalı ilk tercümesi 1548'de Seyit Ali bin Hüseyin tarafından yapılmış ve Halep'te basılmıştır.

2- Şerh-i Tic-i Uluğ Bey: Ali Kuşçu'nun astronomiyle ilgili en mühim eseri budur. Uluğ Bey Ziycine dair yazdığı Farsça bir şerhtir.

Eser, zamanının en yüksek matematik ve astronomi bilgilerini ihtiva etmektedir, ayrıca eserde astronomi için gerekli olan fiziki bilgilere de yer verilmiştir. Kitabın iki aslı bulunmaktadır. Bunlardan birisi İstanbul Rasathanesi Kütüphanesi No: 113'te, diğeri ise Ragip Paşa Kütüphanesi No: 928'de kayıtlıdır.

3- Risale Fi'l Muhammediye: Cebirden ve hesaptan bahsetmektedir. Fatih'e takdim edilmiştir. Fatih de onu "Fethiye" adlı eserle ciltleterek özel kütüphanesine koymuştur. Eserin son sayfasında Ali Kuşçu'nun kendi el yazması ve imzasından anlaşıldığına göre, kitap 1471 yılında tamamlanmıştır. Eserin aslı Ayasofya Kütüphanesi No: 2733'te kayıtlı olarak bulunmaktadır.

Kelâm ve Usul-i Fıkıh ile ilgili eserleri
1- Eş-Şerhu'l Cedid ale't-Tecrid
2- Haşiye ale't-Telvin

Dil ve gramer ile ilgili eserleri
1- Şerhu'r-Risalet-i-vaz'iyye
2- Risale fi vazi'l-müfredat
3- Unkudü'z-Zevahir
4- Şerhuş-Şafiye li'bni'l-Hacib
5- Fa'ide li-tahkiki lami't-ta'rif
6- Risale ma ene kültü
Geri